Halid-i Bağdadi olarak da bilinen Mevlana Halid Şehrezuri, Kürt tasavvuf tarihinde büyük bir şahsiyet olarak öne çıkar. 1779’da, bugün Irak Kürdistanı olan bölgede Süleymaniye yakınlarında doğdu ve Nakşibendi tarikatının Halidi kolunu kurdu. Etkisi yurdundan çok uzaklara uzanarak İslam dünyasının batı kesimlerindeki manevi uygulamaları biçimlendirdi. Bu yazı onun hayatını, öğretilerini ve kalıcı mirasını inceliyor; manevi ve edebi katkıları bugün de önemini koruyan bir insanı aydınlatıyor.

!Mevlana Halid Şehrezuri’nin doğduğu manzarayı öne çıkaran, Süleymaniye yakınlarındaki tarihi bölgenin göz hizasından görünümü

📜 Mevlana Halid Şehrezuri en-Nakşibendi’nin Hayatı ve Kalıcı Mirası: İslam ve Kürt Düşünce Tarihine Ayrıntılı Bir Bakış

Çoğu zaman Halid-i Bağdadi ya da yalnızca Mevlana Halid (1779–1827) diye anılan Mevlana Halid Şehrezuri, İslam maneviyatı, düşünce hayatı ve Kürt kültürel gelişimi tarihinde anıtsal bir şahsiyettir. Hayatı, büyük İslam imparatorluklarının gerilemesi, Avrupa etkisinin yükselişi ve toplumların iç dönüşümleriyle belirlenen çalkantılı bir döneme denk geldi. Bununla birlikte ilmi, şiiri ve en önemlisi Nakşibendi tarikatını yeniden canlandırması aracılığıyla, Orta Doğu’da ve ötesinde toplulukları biçimlendirmeyi sürdüren silinmez bir iz bıraktı.

Bu kapsamlı inceleme, hayatının temel yönlerini, hareketinin teolojik ve tasavvufi dayanaklarını, önemli edebi katkılarını ve Nakşibendiliğin Halidi kolunun derin, çok yönlü etkisini ele alıyor.

👶 İlk Yılları, Soylu Soyu ve Süleymaniye’nin Düşünce Ortamı

Mevlana Halid, 1779 (1193 H) yılında Karadağ (Qaradagh) köyünde doğdu. Köy, bugün Irak Kürdistan Bölgesi’nde bulunan, gelişmekte olan kültür ve düşünce merkezi Süleymaniye’nin (Slemani) yakınlarındadır. Tarihte Şehrezur diye bilinen bu bölge, İslam ilmi ve Kürt kültürü için verimli bir zemin oluşturuyordu. Doğduğu yer ona “Şehrezuri” nisbesini verdi; bu, tam ilmi unvanının önemli bir parçasıdır.

Seçkin Bir Soy

Ailesi, önemli ve tarih boyunca güçlü bir Kürt aşiret konfederasyonu olan nüfuzlu Caf aşiretine mensuptu. Önemli bir nokta, soyunun İslam’ın üçüncü Raşid Halifesi Osman bin Affan’a (hükümdarlığı 644–656 MS) dayandırılması ya da en azından böyle bir soy iddiasında bulunulmasıdır. Tarihsel açıdan tartışmalı olsa da bu soylu köken büyük bir onur ve otorite kaynağıydı. Hz. Peygamber’in sahabileri ve ilk İslam yönetimiyle öne sürülen bu bağlantıyı belirtmek için adına sıklıkla “el-Osmani” ekleniyordu. Bu soylu soy, hem aşiret hem de ulema seçkinleri arasında gördüğü saygı ve sahip olduğu otoriteye katkıda bulundu.

Süleymaniye’nin Düşünce Ortamı

Baban hanedanının 1784’te kurduğu Süleymaniye hızla bir ilim merkezine dönüştü. Şehirde çok sayıda cami, medrese (İslam okulu) ve hankah (tasavvuf tekkesi) bulunuyor; bunlar canlı ve rekabetçi bir düşünce ortamını besliyordu. Mevlana Halid’in çocukluğu ve gençliği bu zengin eğitim ortamında geçti.

Eğitimi, klasik İslam müfredatına (ders-i nizami) bağlı, hem sıkı hem de kapsamlıydı. Kendini geleneksel İslam ilimlerine adadı:

  • Arap Dili ve Edebiyatı: Dil bilgisi (nahiv), biçim bilgisi (sarf) ve söz sanatı (belagat) konularındaki hakimiyet temel önemdeydi.

  • Akli İlimler (ulumü’l-akliyye): Mantık (mantık), felsefe (felsefe) ve fıkhın temel ilkeleri (usulü’l-fıkıh).

  • Nakli İlimler (ulumü’n-nakliyye): Kur’an’ın açıklanması (tefsir), Peygamber geleneği (hadis) ve fıkıh (İslam hukuku).

Yetişmesinde Etkili Hocalar ve Derinleşen Bilgi

Mevlana Halid’in düşünsel temelleri, döneminin önde gelen birkaç aliminin rehberliğinde sağlamlaştı. Bunların en önemlileri, Süleymaniye’nin eğitim hayatında belirleyici etkiye sahip saygın Berzenci ailesinin üyeleriydi:

  1. Şeyh Abdülkerim el-Berzenci: Halid’e temel akli ve nakli ilimlerde rehberlik eden önde gelen alim.

  2. Şeyh Abdurrahim el-Berzenci: Abdülkerim’le birlikte İslam teolojisinin (kelam) inceliklerine ve hukukun tasavvufa eğilimli yorumlarına derin bir değer vermesini sağlayan diğer önemli hocası.

  3. Molla Muhammed Ali: Halid’in ilmi bakışını, muhtemelen astronomi ya da ileri fıkıh gibi alanlarda daha da çeşitlendirdi.

Bu yoğun ve çok disiplinli eğitim, Mevlana Halid’in yalnızca manevi rehber değil, aynı zamanda güçlü bir alim (din hukuku bilgini) olmasını sağladı. Bu ikilik, onun bütün hareketini tanımlayacaktı: Şeriat (kutsal hukuk) ile hakikat (nihai manevi gerçeklik) arasında kusursuz bir sentezde ısrar etmek.

💫 Manevi Arayış: Hindistan Yolculuğu ve Nakşibendi Yenilenmesi

İlmi başarılarına rağmen, 24 yaşında icazet (öğretme izni) aldıktan sonra ders vermeye başlayan Mevlana Halid, düşünsel ve manevi bir boşluk hissediyordu. Tasavvuf yoluna yönelmişti; fakat başlangıçta bölgesindeki kurumsallaşmış tasavvufa kuşkuyla bakıyordu. Bunun zaman zaman batıl uygulamalara ya da Şeriat’ın terk edilmesine kaydığını düşünüyordu.

Belirleyici Bir Yolculuk: Mekke, Şam ve İran

Gerçek bir manevi otorite arayışı onu kapsamlı bir yolculuğa yöneltti.

  • Hac (1805): Mekke’ye hac yolculuğunu gerçekleştirdi. Bu dönüştürücü deneyim ufkunu genişletip kararlılığını derinleştirdi.

  • Şam: Rehberlik aradığı, tasavvuf faaliyetlerinin ve Osmanlı İslam ilminin önemli merkezi.

  • İran (Tahran ve diğer merkezler): Burada farklı düşünsel ve manevi akımları daha fazla inceledi.

Ancak hayatının dönüm noktası, Hindistan’dan gelen ve Mevlana Abdullah Dihlevi adını taşıyan bir dervişin Süleymaniye’de Halid’le karşılaşması oldu. Dihlevi, aradığı manevi yolun Delhi’deki tarikatın Şah Abdullah Dihlevi (ö. 1824) adlı büyük Nakşibendi üstadında bulunduğunu söyleyerek Halid’i Hindistan’a gitmeye teşvik etti. Bu üstat tarikatın şeyhi olarak görev yapıyordu.

Delhi’ye Dönüştürücü Yolculuk

Mevlana Halid, bu öğüt ve sarsılmaz bir iç dürtüyle 1809’da Hindistan’ın Delhi şehrine uzanan, bir yıl süren zorlu yolculuğa çıktı. İran ve Afganistan üzerinden binlerce mil katettiği bu yolculuk, manevi bağlılığının bir göstergesiydi.

Delhi’de Şah Abdullah Dihlevi’nin (Şah Gulam Ali Dehlevi olarak da bilinir) huzuruna çıktı. Aralarında gelişen ilişki derin bir karşılıklı saygıya dayanıyordu.

  • Manevi Disiplin (Süluk): Halid yaklaşık bir yıl boyunca Şah’ın doğrudan gözetimi altında sıkı bir nefis terbiyesi (riyazet), tefekkür (murakabe) ve disiplinli manevi uygulama düzeninden geçti. Bu, bildiği düşünsel çalışmanın zorluklarının çok ötesinde yoğun bir arınma ve manevi eğitim süreciydi.

  • Nakşibendiyye-Müceddidiyye’nin Aktarılması: Şah Abdullah Dihlevi, İslam’ın ikinci bin yılının yenileyicisi olan büyük Hint reformcusu İmam Rabbani Şeyh Ahmed Sirhindi’nin (ö. 1624) soy çizgisindeki haleflerden biriydi. Sirhindi bu bin yılın müceddidi olarak anılıyordu. Bu özel silsile, Nakşibendiyye-Müceddidiyye, Şeriat’ın ilk saflığına dönmeyi vurguluyor, yenilikleri (bidat) reddediyor ve sessiz zikir (Allah’ı anma) uygulamasını öne çıkarıyordu.

Eğitimi tamamlanınca Şah Dihlevi, Mevlana Halid’e tam icazet ve hilafet (mürit yetiştirme ve tarikatı yayma izni ve yetkisi) verdi. Önemli bir nokta, Halid’i bütün büyük tarikatların öğretilerini aktarmaya da yetkili kılmasıydı; bunlara Kadiriyye, Sühreverdiyye, Kübreviyye ve Çiştiyye de dahildi. Böylece farklı gelenekleri birleştiren büyük bir üstat olarak konumu pekişti.

🚀 Halidi Kolunun Kuruluşu: Nakşibendi Canlanması

1811’de yurduna dönen Mevlana Halid, Orta Doğu’nun sosyo-politik ortamına bütünüyle uygun, güçlü, disiplinli ve öğreti bakımından saf bir tasavvuf biçimi getirdi.

Yeni ve Dinamik Bir Kol: Halidiyye

Mevlana Halid’in yaydığı Nakşibendilik kolu Nakşibendiyye-i Halidiyye ya da kısaca Halidi kolu olarak tanındı. Büyük başarısı, onu mevcut tasavvuf ortamından ayıran birkaç temel etkene dayanıyordu:

  1. Şeriat’a (Hukuka) Sıkı Bağlılık: Halidi vurgusu, bütün manevi uygulamaların ve dış yaşamın İslam hukukunun titizlikle belirlenmiş esaslarıyla uyumlu olmasının mutlak gerekliliğiydi. Hukuki kuralları reddeden tasavvufa ya da kerametlere (velilerin mucizelerine) aşırı bel bağlamaya karşı bir tavırdı. Bu ilke, Halidi hareketinde öğreti bakımından sağlam bir yol gören eğitimli ulemada (alimlerde) karşılık buldu.

  2. Etkinlik ve Katılım: Siyasetten uzak duran bazı tarikatların aksine Halidiler siyasi ve toplumsal katılımı teşvik etti. Halid’in müritleri çoğu zaman Osmanlı ve Kaçar yönetimlerinde nüfuzlu görevler üstlendi. Tarikat daha sonra Kürt ulusal hareketlerinin ve yabancı müdahaleye karşı direniş çabalarının önemli bir dayanağı haline geldi.

  3. Manevi Bağ Olan Rabıta Uygulaması: Halid, müridin tek başına manevi alıştırma sırasında rabıta (kelime anlamıyla “bağ” ya da “bağlantı”) uygulamasıyla şeyhin suretine ve manevi haline zihnen odaklanmasını korudu ve vurguladı. Bazı katı yorumcu alimler arasında tartışmalı olsa da Nakşibendi-Müceddidi geleneğinde bu uygulama, müridin şeyhin sahip olduğu himmetten (manevi enerji ve odaklanmadan) yararlanarak manevi ilerleyişini hızlandırmasının güçlü bir aracı olarak görülüyordu.

  4. Merkezi Olmayan Halifeler (Vekiller) Ağı: Mevlana Halid, geniş bir coğrafyaya gönderdiği çok sayıda halife (vekil/halef) yetiştirdi. Bu stratejik ağ kurma faaliyeti, hareketin hızla yayılması için belirleyiciydi.

Bağdat ve Şam’a Göç

Mevlana Halid’in Süleymaniye’deki başarısı zamanla yerel rakiplerin, özellikle daha eski ve daha az disiplinli tarikatlara bağlı olanların ve hareketini otoritelerine tehdit sayan bazı muhafazakar alimlerin kıskançlığını ve muhalefetini çekti. Artan düşmanlık karşısında 1813’te Bağdat’a taşındı.

  • Bağdat: İktidarın Merkezi: Bağdat yılları, belki de Kürt ve Osmanlı coğrafyalarındaki etkisinin doruk noktasıydı. Hankahı (tekkesi) alimleri, şairleri ve yüksek rütbeli görevlileri kendine çekiyordu. Şehirle ilişkisi öylesine güçlüydü ki tarih ve akademi çevrelerinde yaşamayı sürdüren “el-Bağdadi” unvanıyla yaygın biçimde tanındı.

  • Şam’a Son Taşınma (1826): Siyasi ve ilmi gerilim yeniden yükselirken ve artan veba tehdidiyle karşı karşıyayken Mevlana Halid, köklü bir İslam ilmi geleneğine sahip, bugün Suriye’de bulunan Şam’a taşındı. Bir yıl sonra, 1827’de (1242 H), bir veba salgını sırasında 48 yaşında burada öldü. Makamı (türbesi), Şam’ın Kasiyun bölgesinde saygı duyulan bir ziyaret yerine dönüştü; bu da şehrin Halidi tarikatının önemli merkezi olma rolünü pekiştirdi.


✍️ Edebi ve Düşünsel Katkıları: Kürt ve İslam Düşüncesini Yüceltmek

Mevlana Halid, tasavvuf, hukuk ve teoloji üzerine çok sayıda metin yazmış, birden fazla dil bilen üretken bir alimdi. Önemli bir nokta, edebi çalışmalarının klasik dillerin ötesine geçerek kayda değer bir kültürel miras bırakmasıdır.

Orta Kürtçenin (Soranice) Desteklenmesi

En kalıcı kültürel miraslarından biri, Orta Kürtçenin (Soranice) yüksek statülü bir edebiyat dili olarak yerleşmesine katkısıdır.

  • Düzyazı ve Şiir: Eserleri, Sorani lehçesinde yazılmış incelikli düzyazı ve şiirin en erken ve önemli örneklerinden bazıları olarak kabul edilir. Bölgede yüksek ilmin, bürokrasinin ve saray şiirinin dilleri büyük ölçüde Arapça ve Farsça, daha az ölçüde ise Osmanlı Türkçesi olduğundan bu devrim niteliğinde bir adımdı.

  • Erişilebilirlik ve Kültürel Kimlik: Kürtçe yazarak karmaşık manevi ve teolojik öğretileri doğrudan Kürt halkının erişimine açtı; böylece tasavvuf yolunu Kürt kimliğiyle ilişkilendirip kültürel gurur duygusunu besledi. Modern Kürt edebiyatının gelişimini anlamak için bu katkı temel önemdedir.

Başlıca İlmi Eserleri

Eserleri, dönemin ortak ilim dillerini yansıtarak başlıca Arapça ve Farsça kaleme alınmıştır:

  • Risale fi İsbat er-Rabıta (Rabıtanın İspatı Üzerine Risale): En önemli ve döneminde tartışmalı eserlerinden biridir. Rabıta uygulamasını, yani şeyhe manevi bağ kurmayı, bunu bir şirk (çok tanrıcılık) biçimi sayan eleştirmenlere karşı savunur. Bunun temelinin İslam geleneğinde ve manevi arayış içindeki kişinin psikolojik gereksiniminde bulunduğunu ileri sürmüştür.

  • Hediyyetü’l-Halidiyye (Halidi Armağanı): Nakşibendi-Müceddidi yolunun görgü kuralları (adap) ve yöntemi üzerine temel bir metin.

  • Şiir (Divan): Kürtçe, Arapça ve Farsça şiirler (gazel ve kaside) yazmış; tasavvufi özlemi klasik biçimlerle birleştirmiştir. Özellikle Kürtçe şiirleri değer görmeye devam eder.

Manevi kavrayışı, Şeriat’a bağlılığı ve Kürtçe kullanımıyla kültürel karşılık bulmayı birleştirmesi, onu etkisi dini, siyasi ve kültürel alanlara yayılan büyük bir düşünür olarak öne çıkarır.

🌐 Halidiyye’nin Küresel Etkisi ve Jeopolitik Yayılımı

Mevlana Halid’in kurduğu hareket şaşırtıcı bir hızla yayılarak Osmanlı İmparatorluğu’nun ve Kaçar İranı’nın manevi ve siyasi haritasını temelden değiştirdi. Bu genişleme, 19. yüzyıldaki İslami canlanmanın başlıca özelliklerinden biriydi.

Geniş Bir Coğrafi Ağ

Öldüğü sırada Halidi Nakşibendiliği, çok geniş bir coğrafyada baskın tarikat haline gelmişti:

  • Kürt Bölgeleri: Tarikat, aşiret ve bölge ayrımlarının ötesinde sınırları aşan bir birleştirici güç sağlayarak Kürt kimliğiyle ayrılmaz biçimde ilişkilendi.

  • Anadolu ve Balkanlar: Hareket, Osmanlı İmparatorluğu’nun merkez topraklarına girdi ve özellikle Doğu Anadolu’da güçlü bir varlık oluşturdu.

  • Levant (Suriye, Lübnan, Filistin): Şam ve Beyrut, Halidi faaliyetlerinin önemli merkezlerine dönüştü.

  • Arap Yarımadası ve Mısır: Etki, başlıca Halidi vekilleriyle karşılaşmış hacıların dönüşleri aracılığıyla Mekke, Medine ve Kahire’ye uzandı.

  • Güneydoğu Asya (Endonezya ve Malezya): Öğretiler Osmanlı ve Arap tüccarlar ve alimler tarafından taşındı; bugün de gelişmeyi sürdüren Halidi alt kolları oluştu.

Halidi Tarikatı ve Siyasi Direniş

Disiplin vurgusu ve sadık, güçlü ağlarla bağlı bir örgütlenmenin kurulması, Halidi kolunu jeopolitik ortamda önemli bir etken haline getirdi. 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında Halidi şeyhleri çoğu zaman sömürgecilik ve merkezileşme karşıtı hareketlerin ön saflarındaydı:

  • Kürt Ayaklanmaları: Osmanlılara ve Farslara karşı başlıca Kürt isyanları, örneğin Şeyh Ubeydullah en-Nehri’nin yönettiği hareketler ve daha sonraki Barzani hareketi, çoğu zaman Halidi şeyhlerince yönetiliyor ya da güçlü biçimde destekleniyordu. Tasavvuf merkezi olan tekke ya da hankah, çoğu zaman hem manevi merkez hem de direniş karargahı işlevi görüyordu.

  • Çarlık Rusyası’na Karşı Cihat Mücadelesi: Kafkasya’da Nakşibendiyye-Müceddidiyye, İmam Şamil gibi şahsiyetlerin yönettiği Dağıstan halkının Rusya karşıtı direnişinin manevi itici gücüydü. Ayrı bir Müceddidi silsile olsa da askeri cihadın manevi yolun görevi olduğu yönündeki paralel vurgu açıktı.

Bazı eski tasavvuf geleneklerinin siyasetten uzak duruşundan ayrılan bu siyasi katılım, Avrupa’nın emperyal yayılma dönemi boyunca Halidi etkisini tanımladı.

🧠 Mevlana Halid’in Öğretilerinden Uygulanabilir ve Kalıcı Dersler

Mevlana Halid’in öğretileri, modern dönemde de geçerliliğini koruyan derin bir manevi ve ahlaki hayat modeli sunar.

1. Sentez İlkesi: Şeriat ve Hakikat

Temel ders, dışsal yükümlülüklere bağlılık (Hukuk) ile içsel samimiyeti (Ruh) dengelemenin mutlak gerekliliğidir.

“Gerçek tasavvuf, dünyayı ya da Hukuku terk etmek değil, arınmış bir kalple Hukuka bağlılığını mükemmelleştirmektir.”

Bu sentez, iki yaklaşımın da olası tuzaklarını önler: Manevi şefkatten yoksun kuru kuralcılık ile ahlaki ve toplumsal yapıdan yoksun biçimsiz mistisizm. Manevi dönüşümün (tasavvuf) yalnızca Şeriat’ın içinde olmadığını, onun iç boyutu olduğunu öğretmiştir.

2. Eğitim ve Rehberliğin Belirleyici Rolü

Halid’in manevi rehber olan mürşidin rolüne verdiği önem, manevi gelişimin karmaşık ve doğrusal olmayan niteliğini vurgular. Nefsin incelikli tuzaklarıyla (mekr) ve yanlış yorumlamanın tehlikeleriyle başa çıkmak için yaşayan, deneyimli bir rehber gerektiğine inanıyordu. Bu uygulamalı rehberlik modeli, arayış içindeki kişinin sırat-ı müstakim (dosdoğru yol) üzerinde kalmasını sağlar.

3. Manevi Topluluğun Gücü (Sohbet)

Halidi tarikatı, toplu ibadeti, karşılıklı desteği ve disiplinli yaşamı teşvik ederek güçlü bir topluluk duygusunu (sohbet) besledi. Aşiretçilik ya da siyasi çatışmalarla sıklıkla parçalanan topluluklara, yerel sınırları aşan birleşik ve inanca dayalı bir yapı sağladı. Buradaki ders, manevi gelişimin destekleyici ve disiplinli bir grup ortamında en iyi biçimde gerçekleştiğidir.

4. Kültürel Karşılık ve Yerel Dil

Kürtçe edebiyat üretme kararı, kutsal bilgiyi yerel kültür ve dil için erişilebilir ve anlamlı kılmanın önemini gösterir. Bu uygulama, manevi mesajın dışarıdan gelen bir dayatma değil, topluluk kimliğinin ayrılmaz parçası olmasını sağladı. Din eğitimi ve dinler arası diyalog için zamana direnen bir derstir.

⏳ Sonuç: Gelenek ile Modernlik Arasında Bir Köprü

Mevlana Halid Şehrezuri en-Nakşibendi 1827’de öldü; ancak çok sayıdaki yetkin vekilinin çalışmaları sayesinde etkisi ölümünden sonra büyük bir artış gösterdi. Bugün Halidi kolu, temel metinlerine bağlı kalırken modern zorluklara uyum sağlayan, Balkanlar’dan Güneydoğu Asya’ya kadar etkin olan dünyanın en yaygın ve canlı tarikatlarından biri olmayı sürdürüyor.

Hayatı, alim-veli (alim ve veli) idealini özetler: Akli ilimlerde ustalaşmış, kutsal hukuka titizlikle bağlı kalmış, en derin tasavvufi halleri yaşamış ve yüzyıllarca gelişecek bir tarikat kuracak örgütleme dehasına sahip bir insan. Kürt halkı için, dillerini yücelten ve kültürel kimliklerini İslam maneviyatının en yüksek katmanlarıyla ilişkilendiren simge bir şahsiyettir. Daha geniş İslam dünyası için ise manevi ve düşünsel yenilenmenin önemli bir anını temsil eder; gerçek inancın Hukukun (Şeriat) disiplini ile Ruhun (Hakikat) aydınlanması arasında kesintisiz ve dinamik bir denge gerektirdiğini güçlü biçimde hatırlatır.

Mevlana Halid’in kalıcı mirası, disiplinli, ilmi ve toplumsal katılım içeren bir maneviyat için sunduğu modeldir. Bu model daima İslam’ın klasik geleneği ile modern dünyanın karmaşıklıkları arasında bir köprü işlevi görür.

Kaynaklar

Abu-Manneh, B. (1982). 19. Yüzyılın Başlarında Osmanlı Topraklarında Nakşibendiyye-Müceddidiyye. Die Welt des Islams, 22(1/4), 1–36. https://doi.org/10.2307/1569796

  • Dahil edilme gerekçesi: Bu temel makale, Mevlana Halid’in manevi silsilesi ve Halidi hareketinin Osmanlı coğrafyasındaki siyasi ve coğrafi yayılımı üzerine başlıca akademik kaynaklardan biridir; etkisinin tarihsel bağlamını sunar.

Omar, S. H. b. S., & Othman, M. S. b. (2017). Günümüz Malezya’sında Nakşibendiyye-Halidiyye Tarikatının Ritüel Uygulamaları. Uluslararası İnşaat Mühendisliği ve Teknoloji Dergisi, 8(10), 149–157.

  • Dahil edilme gerekçesi: Bu makale, Mevlana Halid’in tam adı, 1776–1779 dolaylarında Şehrezur’da (Karadağ/Qaradagh) doğumu, Halife Osman’a uzanan soyu, 1827’de ölümü ve “Zü’l-cenaheyn” (iki kanadın/yönün sahibi: hukuk ve maneviyat) lakabı dahil biyografik ayrıntılarını doğrular. Halidi tarikatının Güneydoğu Asya’ya yayılışını da doğrular.

van Bruinessen, M. (1990). On Yedinci Yüzyıl Kürdistanı’nda Nakşibendi Tarikatı. M. Gaborieau, A. Popovic, & T. Zarcone (Ed.), Nakşibendiler: Bir Müslüman Tasavvuf Tarikatının İzlediği Yollar ve Güncel Durumu içinde (ss. 337–360). Editions Isis.

  • Dahil edilme gerekçesi: Kürt dini ve tasavvufu üzerine önde gelen bir araştırmacının bu çalışması, Nakşibendi tarikatının bağlamını anlamak açısından önemlidir; özellikle Mevlana Halid öncesindeki durumu ve Halidi kolunun, Halid’in 19. yüzyılda Kürdistan’a dönüşünün hemen ardından elde ettiği hızlı genişleme ve siyasi önemin boyutlarını açıklar.

Ziad, W. (2019). Kabil Üzerinden Yarkent’ten Sind’e: On Sekizinci ve On Dokuzuncu Yüzyıllarda Nakşibendi-Müceddidi Tasavvuf Ağlarının Yükselişi. Gizli Hilafet: İmparatorlukların Ötesindeki Tasavvuf Velileri içinde (ss. 201–230). Brill.

  • Dahil edilme gerekçesi: Bu akademik çalışma, Mevlana Halid’in mensup olduğu Nakşibendiyye-Müceddidiyye silsilesinin bağlamını sunar. Şeyh Ahmed Sirhindi aracılığıyla taşıdığı reformcu niteliği ve Halid’in kendi başarısının zeminini hazırlayan 18. ve 19. yüzyıllardaki hızlı, bölgeler arası yayılımını vurgular.

  1. https://en.wikipedia.org/wiki/Khâlid-i_Shahrazuri

  2. https://www.wikiwand.com/en/articles/Khâlid-i_Shahrazuri

  3. https://dbpedia.org/page/Khâlid-i_Shahrazuri