Kurtuluş ve Direnç Günü: Kürt Tarihinde 10 Nisan Üzerine
Yazan: Rezan Babakir Kategori: Kürt Haberleri 10 Nisan 2026
İçindekiler
Giriş: 10 Nisan’ın Ağırlığı
Kürt halkı için tarih, yalnızca ders kitabındaki tarihlerden oluşan bir liste değildir; hayatta kalmanın, direnişin ve sarsılmaz kendi kaderini belirleme arayışının yaşayan, nefes alan anlatısıdır. 10 Nisan, bu uzun yolculukta önemli bir dönüm noktasıdır; hem kurtuluş coşkusunu hem de Kürt kimliğini şekillendiren derin trajedileri içerir. 2003’te Kerkük’ün düşüşünden 1991’de milyonları soykırımdan kurtaran uluslararası müdahaleye kadar bu tarih, Kürtlerin 20. ve 21. yüzyıllardaki deneyiminin küçük bir örneğidir.
Bugün, 10 Nisan 2026’da bu olayları düşündüğümüzde, “devletsiz halk” olmaktan güçlü bir bölgesel aktöre dönüşen bir ulus görüyoruz. Ancak Kürdistan’ın Irak, İran, Türkiye ve Suriye’deki dört parçasında yaşayan Kürt toplulukları karmaşık jeopolitik ortamda yollarını ararken geçmişin gölgeleri bugünü etkilemeye devam ediyor. Bu yazı, 10 Nisan’ın tarihsel dönüm noktalarını ayrıntılı biçimde inceliyor ve Kürtlerin özgürlük ve adalet mücadelesine kalıcı etkilerini değerlendiriyor.
10 Nisan 2003: Kerkük’ün Düşüşü ve “Kürt Kudüs’ü”
Modern Kürt tarihinin en dönüştürücü anlarından biri 10 Nisan 2003’te yaşandı. Saddam Hüseyin’in Baasçı rejimi ABD öncülüğündeki işgalin ağırlığı altında çökerken Amerikan Özel Harekât güçlerinin desteklediği Kürt peşmerge kuvvetleri stratejik Kerkük şehrine ilerledi. Kerkük, onlarca yıl “Araplaştırma” (Ta‘rib) politikasının merkezi olmuştu; binlerce Kürt ve Türkmen aile zorla yerinden edilmiş, yerlerine Orta ve Güney Irak’tan getirilen Arap yerleşimciler konmuştu.
Şehre giren Peşmerge, Kerkük’te büyük sevinç sahneleriyle karşılandı. Yıllardır sürgünde yaşayan Kürtler atalarının evlerine koştu, diktatörün heykellerini yıktı ve sevgiyle Qudsi Kurdistan (Kürdistan’ın Kudüs’ü) dedikleri şehirde kimliklerini geri kazandı. Kerkük’ün düşüşü yalnızca askerî bir zafer değildi; tarihsel ana yurtlarındaki Kürt varlığının simgesel olarak yeniden tesisiydi. Irak’taki Kürdistan Bölgesi’nin anayasal tanınmasının yolunu açtı ve Kerkük’ü bugün de Kürt siyasi özlemlerinin odak noktasında bulunan başlıca “ihtilaflı bölge” olarak konumlandırdı.
Kerkük’ün önemi, muazzam petrol zenginliğinde ve çok etnili dokusunda yatar. Kürt liderliği, 10 Nisan’da şehri kontrol altına alarak dünyaya açık bir mesaj verdi: Irak’ta sistematik etnik temizlik dönemi sona ermişti ve Kürtler Irak devletinin geleceğinde artık kenara itilmeyecekti.
10 Nisan 1991: Yok Oluşun Eşiğinden Uluslararası Korumaya
Kerkük’ün düşüşünden tam on iki yıl önce Kürt halkı en karanlık anlarından birini yaşıyordu. Mart 1991’deki başarısız Raperîn (Ayaklanma) sonrasında Saddam Hüseyin’in seçkin Cumhuriyet Muhafızları acımasız bir karşı taarruz başlattı. 1988’deki Halepçe kimyasal saldırısının ve Enfal soykırımının tekrarlanmasından korkan yaklaşık iki milyon Kürt, Türkiye ve İran’ın dağlık sınırlarına kaçtı.
10 Nisan 1991’e gelindiğinde dünya, benzeri görülmemiş boyutlarda bir insani felakete tanıklık ediyordu. Dondurucu dağ geçitlerinde binlerce çocuk, yaşlı ve bitkin aile soğuğa maruz kalma, açlık ve hastalık yüzünden ölüyordu. ABD, Fransa ve Britanya’nın öncülüğündeki uluslararası toplum, Kürt halkını koruma taahhüdünü bu gün sağlamlaştırdı. ABD, Bağdat’ı 36. paralelin kuzeyindeki her türlü askerî operasyona karşı uyararak “Huzur Harekâtı”nın fiilî başlangıcını işaret etti.
Bu müdahale, Kürt mültecilerin evlerine dönmesi için gereken güvenliği sağlayan bir “Güvenli Bölge” ve “Uçuşa Yasak Bölge” kurulmasına yol açtı. Daha da önemlisi bu koruma, Irak’taki Kürtlerin 1992’de ilk demokratik seçimlerini yapmasını mümkün kıldı ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) oluşmasını sağladı. Dolayısıyla 10 Nisan 1991, Kürt meselesinin uluslararasılaştığı; ülke içindeki bir “isyan”dan dünyanın artık görmezden gelemeyeceği küresel bir insan hakları sorununa dönüştüğü anı temsil eder.
20. Yüzyılın Başları: Kendi Kaderini Belirlemenin Tohumları (1927-1931)
Modern Kürt hareketinin kökleri, 20. yüzyılın başlarına, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ve Orta Doğu’da yeni sınırların çizilmesiyle belirlenen döneme uzanır. 10 Nisan 1927’de Kürt milliyetçileri, Ağrı Cumhuriyeti’ne dönüşecek yapının temellerini şimdiden örgütlüyordu. Kürt aydınları ve askerî liderleri, Osmanlı sonrası dünyada halklarına yer açmaya çalışırken bu dönem aşirete dayalı direnişten daha yapılandırılmış bir ulusal harekete geçişle tanımlandı.
10 Nisan 1931’e gelindiğinde mücadele yoğunlaşmıştı. Kürt tarihinin büyük figürlerinden Şeyh Ahmed Barzani, Milletler Cemiyeti’ne resmî başvurular göndererek Kürt halkı için bağımsızlık ve tanınma talep etti. Dönemin sömürgeci güçleri bu başvuruları büyük ölçüde görmezden gelse de onlar Kürt devletine yönelik hukuki ve siyasi bir emsal oluşturdu. Barzani aşiretinin ve diğer Kürt liderlerin bu dönemde gösterdiği direnç, izleyen on yıllardaki devrimlerin temelini attı.
Modern Mücadele: 2026’da Kürt Direnişi
10 Nisan’ı 2026 yılında anarken Kürt mücadelesi yeni ve karmaşık bir evreye girmiştir. Irak Kürdistan Bölgesi belli ölçüde özerkliğe sahipken bölgenin diğer kesimlerindeki Kürtler ciddi güçlüklerle karşılaşır. İran Kürdistanı’nda (Rojhilat), muhalif gruplar Irak’taki Kürt üslerine saldırılarını yoğunlaştırmış baskıcı rejime direnmeye devam eder. Rojhilat’ta başlayan “Kadın, Yaşam, Özgürlük” (Jin, Jiyan, Azadî) hareketi, Kürt hakları ile İran’daki daha geniş demokratik özlemler arasında köprü kuran güçlü bir değişim unsuru olmayı sürdürür.
Bölgede, Batı Kürdistan’da (Rojava/Kuzey Suriye), Kürtlerin öncülüğündeki yönetim kırılgan güvenlik ortamında yol alır; bölgesel güçlerden gelen tehditler arasında denge kurarken tabana dayalı demokrasi ve toplumsal cinsiyet eşitliği için model sunmaya devam eder. Kürt Kızılayı (Heyva Sor a Kurdistanê) yakın zamanda süregelen yerinden edilme krizi üzerine rapor yayımlayarak Kürt halkının 2026’da bile kendi toprağında barış içinde yaşama temel hakkı için hâlâ mücadele ettiğini vurgulamıştır.
2026’nın teknolojik ve dijital ortamı da mücadeleyi dönüştürmüştür. Kürt aktivistler ve tarihçiler, miraslarını korumak ve uzun zamandır baskıcılarının aracı olan tarihsel silinmeye karşı koymak için Kurdipedia gibi dijital arşivler kullanıyor. Kürt hikâyesini gerçek zamanlı belgeleyip paylaşabilme imkânı, ulusal hareketin hayati bir bileşenine dönüşmüştür.
Sonuç: Kürdistan’ın Boyun Eğmeyen Ruhu
10 Nisan, Kürt tarihinin iki yönünü bize hatırlatan bir gündür: Yerinden edilmenin derin yaraları ve kurtuluşun yükselen zirveleri. 1991 göçünün şehitlerini ve 2003’te Kerkük’ü kurtaran kahramanları onurlandırma günüdür. Aynı zamanda Kürt yolculuğunun henüz sona ermediğini kabul etme günüdür.
Kürtlerin hikâyesi, silinmeyi reddeden bir halkın hikâyesidir. Çizmedikleri sınırlarla bölünmüş ve yok olmalarını isteyen rejimlerce bastırılmış olmalarına rağmen Kürt ruhu boyun eğmez. Geleceğe bakarken 10 Nisan’ın dersleri — birliğin önemi, uluslararası ittifakların gerekliliği ve tarihsel hafızanın gücü — Kürt ulusuna nihai hedefi olan özgürlük ve onur yolunda rehberlik etmeye devam edecektir.