Osmanlı İmparatorluğu’nun son on yıllarında Kürt halkı, sonunda ulusal bir harekette birleşecek siyasi bilinci geliştirmeye başlarken imparatorluğun kentlerindeki küçük bir eğitimli Kürt erkek grubu, bu bilincin ifade bulabileceği kurumları oluşturma gibi zorlu bir işi üstlendi. Dergiler çıkardılar, cemiyetler kurdular, mecliste görev yaptılar ve bildiriler yazdılar; her ulusal uyanışın öncesinde gelen, gösterişsiz ama zorunlu kültürel ve siyasi örgütlenme işini yürüttüler. Aziz Feyzi Pirinççizâde bu adamlardan biriydi.
1878’de Diyarbakır’da, uzun zamandır kentin ticari ve düşünsel seçkinleri arasında bulunan önde gelen bir Kürt ailesinde doğdu; geç Osmanlı döneminin önde gelen Kürt siyasi şahsiyetlerinden biri oldu. Osmanlı Meclisi’nde görev yaptı. Kürt kimliğini kurumsal biçimde dile getiren ilk kuruluşlar arasında yer alan Kürt kültür örgütlerinin kurucu üyelerindendi. İmparatorluğun çöküşünü, Ermeni Soykırımı’nı, Türk Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet’in kuruluşunu yaşadı; Kürtlerin kendilerini ifade etmesi için açılmış siyasi fırsat penceresinin modern Kürt tarihindeki herhangi bir pencere kadar kesin biçimde kapandığını gördükten sonra 1933’te öldü.
Onun hikâyesi bir kuşağın hikâyesidir: İmparatorluğun son yıllarında Kürtlerin kültürel ve siyasi ifadesi için siyasi koşulların sonunda oluşmaya başladığına inanan ve Türk milliyetçiliğinin iktidara geldiğinde aldığı özel biçimin bu inancı yıkışını görecek kadar yaşayan Kürt aydınlarının hikâyesi.
İçindekiler
1. Bölüm 1: Diyarbakır ve Kürt Kent Seçkinleri
2. Bölüm 2: İstanbul’da Kürt Kültürel Uyanışı
3. Bölüm 3: Meclis Üyeliği
4. Bölüm 4: Savaş ve Ermeni Soykırımı
5. Bölüm 5: Cumhuriyet ve Sonuçları
6. Bölüm 6: Miras
7. Kronoloji
8. Kaynakça
9. Sık Sorulan Sorular
Bölüm 1: Diyarbakır ve Kürt Kent Seçkinleri
Dicle kıyısında, siyah bazalttan yapılmış ve Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Kürt kültürel yaşamının gayriresmî başkenti olarak bilinen büyük surlu kent Diyarbakır, Aziz Feyzi Pirinççizâde’nin 1878’de doğduğu dünyaydı. Pirinççizâde ailesi kentin yerleşik ticari seçkinlerinin bir parçasıydı; adları, servetlerini oluşturan pirinç ticaretinden geliyordu. Osmanlı taşra kentlerinde bu tür ailelerin sahip olduğu konumu taşıyorlardı: Yerel işlerde etkili, hem Osmanlı idare dünyasıyla hem de bölgenin Kürt aşiret ve din ağlarıyla bağlantılı, hem klasik İslam geleneğinde hem de Osmanlı reformcu düşüncesinin yeni akımlarında eğitimliydiler.
Diyarbakır’ın Kürt kimliği açıktı ve çekinmeden yaşanıyordu. Kent, Orta Çağ’dan beri Kürt edebî ve kültürel yaşamının merkezi olmuştu; Melayê Cizîrî’nin ve daha geniş klasik Kürt şiiri geleneğinin kentiydi. Aziz Feyzi bu ortamda, Kürt kimliğinin açık bilinciyle ve bu kimliğin içerdiği edebî ve kültürel mirasın farkındalığıyla büyüdü. Sonraki Kürt siyasi aktivistliği bu yetişme sürecine dayanıyordu.
Bölüm 2: İstanbul’da Kürt Kültürel Uyanışı
Osmanlı anayasasını yeniden yürürlüğe koyan ve imparatorluğun bütün toplulukları için kısa süreli bir siyasi açılım yaratan 1908 Jön Türk Devrimi, Kürtlerin kültürel ve siyasi örgütlenmesindeki atılımı harekete geçirdi. İstanbul’da Kürt aydınları, Kürt Öğrencilerinin Umut Cemiyeti’ni (Kürt Talebe Hevi Cemiyeti) ve Kürt kültürünün gelişimine adanmış başka örgütler kurdu. Kürtçe yayınlar çoğaldı. Kürt halkının “yükselişi” ve “ilerlemesi” için cemiyetler kuruldu.
Aziz Feyzi Pirinççizâde bu açılımdan etkin biçimde yararlanan Diyarbakırlı Kürtler arasındaydı. Meşrutiyet döneminin başlıca Kürt kültür örgütlerinden olan Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti’nin, yani Kürt Yardımlaşma ve İlerleme Cemiyeti’nin üyesiydi. Bu örgütler Osmanlıcılık çerçevesinde faaliyet yürütüyordu: Kürt kültürel haklarını Osmanlı birliğine bir meydan okuma olarak değil, onun bir ifadesi olarak savunuyor; gerçek bir meşruti imparatorluğun bütün halklarının kültürel kimliklerine yer vermesi gerektiğini ileri sürüyorlardı.
Bölüm 3: Meclis Üyeliği
Aziz Feyzi Pirinççizâde Osmanlı Meclisi’nin üyesi olarak görev yaptı; imparatorluğun son dönemindeki temsil kurumlarında Diyarbakır’ı temsil etti. Meclis kariyeri onu olağanüstü bir çalkantı anında Osmanlı siyasi yaşamının merkezine yerleştirdi: Balkan Savaşları, İttihat ve Terakki ile muhalifleri arasındaki siyasi mücadeleler ve Türk milliyetçiliğiyle Kürt aydınlarının genellikle tercih ettiği çok etnili Osmanlıcılık arasındaki artan gerilim. Mecliste, imparatorluğun çeşitliliğine gerçekten saygı duyan bir anayasal çerçeveyi savunan Kürt seslerinden biriydi.
Bölüm 4: Savaş ve Ermeni Soykırımı
Birinci Dünya Savaşı ve 1915–1916 Ermeni Soykırımı, Diyarbakırlı Kürt siyasetçileri modern tarihin ahlaki bakımdan en yıkıcı durumlarından biriyle karşı karşıya bıraktı. Diyarbakır vilayeti, vali Mehmed Reşid’in yönetiminde soykırımın özellikle büyük bir vahşetle yürütüldüğü bölgeler arasındaydı. Kürt nüfusla yüzyıllardır yan yana yaşayan, önemli ve kültürel açıdan hayati bir nüfus olan Diyarbakır’ın Ermeni topluluğu büyük ölçüde yok edildi. Bölgedeki Kürt şahsiyetler bu olaylar karşısında farklı konumlar aldı: Bazıları şiddete katıldı, bazıları seyirci kaldı, bazılarıysa büyük kişisel risk alarak Ermenilere sığınak ve yardım sağladı.
Soykırım yalnızca ahlaki bir felaket değildi; Ermenilerin, Kürtlerin, Türklerin ve başkalarının anayasal bir çerçevede birlikte yaşayacağı çok etnili bir Osmanlıcılığı savunan Kürt aydınları için siyasi bir felaketti de. Ermeni topluluğunun yok edilmesi, İttihat ve Terakki’nin Türk milliyetçiliğinin bir azınlık topluluğunu siyasi tehdit olarak gördüğünde gerçekte neler yapmaya hazır olduğunu korkunç bir açıklıkla gösterdi.
Bölüm 5: Cumhuriyet ve Sonuçları
1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve ardından Kürt kültürel ve siyasi yaşamının bastırılması, Aziz Feyzi Pirinççizâde’nin kariyerini kurduğu dünyayı yok etti. Kurulmasına yardımcı olduğu Kürt kültür örgütleri yasaklandı. Kürtçe kamusal yaşamda bastırıldı. 1925 Şeyh Said İsyanı ve onun vahşice bastırılması, Cumhuriyet’in her türlü Kürt siyasi örgütlenmesini yok etme kararlılığını gösterdi. Kürt kültürel yaşamının merkezi olmuş Diyarbakır kenti, sürekli bir kültürel silme programına tabi tutuldu.
Pirinççizâde bu baskı döneminin ortasında, 1933’te öldü. 1908’deki siyasi açılımın, açıldığı kadar kesin biçimde kapandığını; Kürt kültürel haklarına ilişkin anayasal vaadin, bu hakları bütünüyle reddeden milliyetçi bir programla yer değiştirdiğini görecek kadar yaşamıştı.
Bölüm 6: Miras
Aziz Feyzi Pirinççizâde, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında Kürt ulusal hareketinin temelini atan Kürt siyasi öncüler kuşağına aittir. Kısa vadeli siyasi anlamda başarılı olmadılar; aradıkları Kürt kültürel özerkliği kendi yaşamlarında gerçekleşmedi ve sonraki kuşaklar boyunca da gerçekleşmeyecekti. Ancak sonraki Kürt aktivist kuşaklarının üzerine inşa edeceği örnekleri oluşturdular, örgütleri kurdular, savları dile getirdiler ve düşünsel çerçeveyi ürettiler. Kendisini şekillendiren Diyarbakır kentinde hatırası, kentin her zaman somutlaştırdığı Kürt siyasi bilinci geleneğine aittir.
Aziz Feyzi Pirinççizâde’nin Kronolojisi
1878 — Diyarbakır’da ticaret ve düşünce yaşamında etkin Pirinççizâde ailesinde doğar.
1908 — Jön Türk Devrimi; Kürt kültür örgütleri çoğalır; İstanbul ve Diyarbakır’da Kürt siyasi yaşamında etkin olur.
1908–1918 — Osmanlı Meclisi’nde Diyarbakır’ı temsil eden üye olarak görev yapar.
1915–1916 — Ermeni Soykırımı; Diyarbakır’ın Ermeni topluluğunun yok edilmesi.
1923 — Türkiye Cumhuriyeti kurulur; Kürt kültürüne yönelik baskı başlar.
1925 — Şeyh Said İsyanı bastırılır; Türkiye’de Kürt siyasi yaşamı fiilen yok edilir.
1933 — Diyarbakır’da ölür.
Kaynakça
1. Jwaideh, Wadie. Kürt Ulusal Hareketi. Syracuse University Press, 2006.
2. McDowall, David. Kürtlerin Modern Tarihi. I.B. Tauris, 1996.
3. Olson, Robert. Kürt Milliyetçiliğinin Ortaya Çıkışı. University of Texas Press, 1989.
4. Zürcher, Erik Jan. Türkiye: Modern Bir Tarih. I.B. Tauris, 2004.
5. Vikipedi’ye katkıda bulunanlar. Aziz Feyzi Pirinççizâde. https://en.wikipedia.org/wiki/Aziz_Feyzi_Pirin%C3%A7%C3%A7iz%C3%A2de
Sık Sorulan Sorular
Aziz Feyzi Pirinççizâde kimdi?
Aziz Feyzi Pirinççizâde (1878–1933), Osmanlı Meclisi’nde görev yapmış ve geç Osmanlı dönemindeki Kürt kültür örgütlerinin önde gelen isimlerinden olmuş Diyarbakırlı bir Kürt aydın ve siyasetçiydi. İmparatorluğun son on yıllarında Kürt ulusal hareketinin temel kurumsal çalışmalarını yapan Kürt siyasi öncüler kuşağını temsil eder.
Diyarbakır Kürt kültür tarihinde nasıl bir rol oynadı?
Diyarbakır yüzyıllardır Anadolu’daki Kürt kültür ve düşünce yaşamının merkezi olmuştur. Kent, klasik Kürt edebiyatının en büyük isimlerinden bazılarını yetiştirmiş ve geç Osmanlı döneminden itibaren Kürt siyasi bilincinin odak noktası olarak hizmet etmiştir. Aziz Feyzi gibi Kürt aydınları için Diyarbakır yalnızca geldikleri yer değil, bir kimlikti; Kürt kültürünün ve tarihinin en derin kökleriyle bir bağdı.
Jön Türk Devrimi’nden sonra Kürt siyasi ortamı nasıldı?
1908’de Osmanlı anayasasının yeniden yürürlüğe konması, Kürtlerin kültürel ve siyasi örgütlenmesi için kısa süreli bir siyasi açılım yarattı. İstanbul’da ve imparatorluğun genelinde Kürt cemiyetleri, dergileri ve siyasi örgütleri çoğaldı. Kürt aydınları Osmanlıcı bir çerçevede kültürel hakları savundu. İttihat ve Terakki kendi Türk milliyetçisi programını sağlamlaştırdıkça bu açılım giderek daraldı; Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’ten sonra Kürt kültürel ve siyasi yaşamını sistematik biçimde bastırmasıyla tamamen sona erdi.